FEDAKÂRLIK… NEREYE KADAR?

 

FEDAKÂRLIK… NEREYE KADAR?

 

Düşünüyorum da ne fedakârlıklar yapıyoruz…

Kendimizi bitirircesine,

Birilerini mutlu etmek adına…

Ruhumuzdan cımbızla parça parça kopartarak…

Ve kimseye de yaranamadan…

Fedakârlık yaptıkça “benim için kendini daha çok harca” davranışı ile karşılaşıyoruz. “sen ne yapıyorsun ki senin yaptığını herkes yapıyor “cümlesini duyuyoruz… Artık söylenecek sözler bitiyor… Canını veriyorsun gençliğini harcıyorsun, karşılığında bunu duyuyorsun.

Hayıflanıyoruz, pişman oluyoruz yaptıklarımıza ve verilen emeklere…

Ve çoğu kez gün geliyor bu yaptığımıza kendimiz dahi bir isim bulamıyoruz…

Tabi ki anneler, babalar, eşler, sevgililer ve dostlar karşılık beklemeden fedakârlık edecek, ancak bu tür insanlara fedakârlık yapma zorunluluğu var da, karşı tarafın teşekkür etme zorunluluğu yok mu?

Yapılanlar karşılığında kimse bir ücret beklemiyor… Yapılanların görülmesi, takdir edilmesi ve basit bir teşekkür, işte beklenen bu…

Belki de dünyada en zalim kişisi kendisi için harcan emekleri görmeyenlerdir…

Karşımızdaki vefasız çıkmışsa yapılanları görmüyorsa, nereye kadar fedakârlık?

Bu işte sadece onlar suçlu değil, bizimde suçumuz var. Aşırıya kaçarak, orta yolu bulamayarak ve dozu ayarlayamayarak…

Hiç düşünmedik ki yaratıcı bu canı ve ruhu bize emanet etmiş… Bu emanetinde mutluluğa ihtiyacı var. Birazcıkta kendimiz için fedakârlık yapalım,

Yapmadık, yapamadık, belki de hiç yapamayacağız…

Hayatını ailesine, çocuklarına ve sevdiğine vakfeden yığınla insan var. Ve onları mutlu etmek için kendi mutluluğunu es geçen insanlar…

Artık çocuklarım var, hayatın anlamı onlar diyerek tüm planları onların üzerine kurup, kendini bırakan anneler… Aynaları unutan anneler…

Hayatını eşine adayıp hep onun mutluluğu üzerine hayat kuran kadınlar…

Hayatı, çocukları ve evinin üzerine kurup ne yediğini ne giydiğini bilmeyen babalar…

Dedim ya biz doz ayarını yapamıyoruz…

Gün gelip de bunca fedakârlığın azıcık bir karşılığını görmeyince,

Kahrımızı haykıramadan,

Geride enkaz bırakarak…

Yıkılıp kalıyoruz…

 

 

MEHMET ORHAN DURDU

 

Haziran-2004

 

 

Yorum Yaz