BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZ


 

BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZ

 

İnsana hayal gibi geliyor çocukluk yılları… Ama bizim yaşadığımız çocukluklar şimdilerde yok, şimdiki çocukluklarla çok fark var arada…

Bizler için çok değerli misketlerimiz vardı, oyunlar oynandığımız… Toprakta küçük çukurlar açarak bilyeleri oraya atmaya çalışırdık veya yan yana dizerek vurmaya çalışırdık. Gazoz kapaklarını biriktirir, onlarla duvara yaklaştırma oynar ve arkadaşların kapaklarını yutmaya çalışırdık. Bir tane bisiklet kiralama yeri vardı öyle herkesin bisikleti yoktu, bu kadar bisiklet satan da yoktu… Giderdik bu arsaya adam oraya atmış 15–20 bisiklet, bizlerde orada saatlik olarak kiralıyorduk, bazen sıra beklemek zorunda da kalıyorduk. Oyuncakta yoktu oyuncakçı da, tellerden araba yapardık, mahallede topu olan çocuğa bizi de oynatsın diye olmadık diller dökerdik.

            Bizim tek taraflı platonik aşklarımız vardı. Ve bu aşklardan maalesef kızlarımızın haberi yoktu… Kıza gidip sevdiğimizi söyleyemezdik, utanırdık… Âşık olduğumuz kızın hep peşine düşerdik uzaktan uzağa takip eder kız evine vardığında bizde evimize giderdik. Bazen bu takiplerde yanımıza sınıfımızda en sevdiğimiz arkadaşımızda alırdık… Birisini sevdin mi artık kimse o kıza yaklaşamazdı… Artık o kız diğerlerinin bacısı sayılırdı…

Bizim sadece TRT–1 televizyonumuz vardı. Pazar günleri yabancı müzik saatleri vardı… Küçük ev, Heidi, Şeker kız filmlerimiz vardı. Haftada bir kere Türk filmi oynardı televizyonda, o gün bayram havası eserdi evde, mahallede… Hatta bazı aileler anlaşarak birbirlerine gidip çekirdek çıtlayarak ve çay içerek Türk filmini beraberce seyretmenin hazını yaşarlardı… Hele bir Dallas dizimiz vardı ki namı dillerdeydi. Bir arkadaşımın babaannesi Dallas dizisinde Ceyar’ın yanlışlarını ve ikiyüzlülüğüne dayanamadığı zaman Yatsı namazı bitişi ellerini ALLAH’A açarak beddua ettiğini söylerdi. Yine bir ninemiz filimde gördüğü bir artist’i başka bir filimde gördüğünde hemen tepki verirdi Ya torunum bu geçen hafta oynanan film de ölmemişimiydi nasıl dirilmiş derdi, bizde bunun film olduğunu bunların rol icabı öldüklerini söylerdik, o anlamış gibi başını sallardı ama anlamadığını hissederdik…

Bir de televizyon saat 24.00’a kadar yayın yapıyordu yayın bittiğinde TELEVİZYONUNUZU KAPATMAYI UNUTMAYIN diye bir yazı çıkardı. Ve bizde televizyonu kapatıp uyurduk. Demek ki o yazı çıkmasa bazıları hiç kapatmayacak...

  Bizim siyah önlüklerimiz vardı. Renginin siyah olması her ne kadar iç karartsa da en azından kiri belli etmiyordu. Cilt cilt ansiklopedilerimiz vardı, kaybedilmesin diye ortası delinip boyuna iple bağlanan silgiler, bitmesin diye pek açılmayan kurşun kalemler… Koca şehirde bir dershane vardı şehrin çok büyük çoğunluğu dershanenin ne olduğunu bilmezdi...

Okul bitimi pikniklerimiz olurdu, herkesin hatıra defteri arkadaşlarca doldurulurdu. Ne süslü defterlerdi onlar öyle… Okul önünde satılan elma şekeri, içine azıcık şeker katılmış leblebi tozu, haşlanmış nohut, pamuk şekeri ve birde her okulun önünde köfteci veya haşlanmış kıyma eti satanlar muhakkak olurdu. Annemiz okul çıkışı bu yiyecekleri almayın derdi hem sağlıksız hem de evde size yemek yapıldığı için, ama biz dayanamazdık alırdık ve yerken de büyük zevk duyardık…

 

Bizim her odada televizyonumuz ve bu televizyonda yüzlerce kanalımız yoktu, bilgisayarımız yoktu. Akşamları aile gezmelerimiz vardı. Bu gezmelerde sürekli sorular sorarlardı büyükler küçüklere, kimin çocuğu bilmişse onun anne ve babası şöyle bir gururlanırdı. Gerçi sorulan sorularda çok klasikti. Türkiye’nin başkenti neresi, Türkiye’nin ikinci en büyük gölü hangisi, En yüksek dağımız hangisi diye v.s. v.s.Birde çocuklar kendi aramızda isim şehir oynardık…

Bizim zamanımızda iletişim bu kadar süratli değildi. Şehirlerarası görüşmek bir kâbustu. Mesela bulunduğunuz bir ilden farklı bir il’i aramak istiyorsanız önce 131 denen bir servisi arıyorduk, ona aramak istediğimiz numarayı söylüyorduk. Aradığımız yerle görüşmemiz artık Oradaki hanımefendinin insafına kalmış... Bazen bir sabah bağlattığımız numarayla ertesi gün görüşebiliyorduk. Bırakın cep telefonunu her ev de normal telefon yoktu.

Mesela bizim evin numarasını mahallede yaklaşık 10-15 hane kullanırdı. Bu telefon onlarınmış gibi onlarda tüm eş,dost ve akrabalarına bizim evin numarasını vermişlerdi.telefon hiç susmazdı..Annem seslenir oğlum git Nimet teyzeni çağır oğlu askerden arıyor,oğlum git Beyaz ablanı çağır İstanbul’dan bacısı arıyor…Birde gelenler bağırarak konuşuyor bizlerde otomatik olarak tüm evlerin sevinç ve üzüntülerine ortak oluyorduk.

Bizim bir de mektuplarımız vardı nasılsınız iyi misiniz iyi olmanızı Cenabı Allah’tan dilerim sizlerde bizi soracak olursanız bizlerde iyiyiz diye başlayan ve hemen hemen aynı içerik taşıyan kelimelerle sonuçlanan, sonuna elimizin şeklini koyduğumuz, arasına para koyduğumuz, gül yaprağı koyduğumuz mektuplar… Küçük jeton, orta jeton büyük jetonlarımız vardı. Bazen telefonlara jeton takılırdı küçük jetonla çok uzun süreler konuşurduk o ne keyifti…

Annelerimizin bir sandığı vardı o sandığın içine ulaşabilmek ve o sandığı karıştırabilmek en büyük hayalimizdi. Zaten bir ulaşabilsek oradaki pestiller, bisküviler, cevizler günlerini görecekler ama burayı ele geçirmek İstanbul’un fethi gibi bir şeydi bizim için. Ya mahalleler arası kavgalar… Diz kapağımızın iyi olduğunu pek hatırlamayız. Sokakta düşer yaralanırdık, eve gelirdik niye düştün, niye dikkat etmedin diye birde annemizden yediğimiz dayakla ikinci kez yine yaralanırdık. Akşam oldu mu eve çağırılırdık ama beş dakika daha oynamak istiyorduk sanki annemizden çaldığımız o beş dakikalık oyun tüm günün oyununa bedeldi… Kolay kolay hasta olmazdık hasta da olsak nerede bugün ki ilaç zenginliği, her türlü hastalıkta kullandığımız pembe renkli bebe aspirini vardı onu attığımız zaman sabah aslanlar gibi kalkardık…

Şimdiki çocukluklarla bizim yaşadığımız çocukluklar arasında çok farklılıklar var.

O zamanki çocukluklar mı daha iyiydi, yoksa şimdiki çocukluklar mı daha iyi bunu da siz değerli okuyucuların yorumlarına bırakıyorum.

 

 

 

Mehmet Orhan DURDU

 

Eylül-2004

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !